Bir yol hikayesi
Yaşam bütün ritmi ile çok hızlı akar. Bir anda kendini 58 yaşında bulursun. Bazen hayatı gözden geçirdiğin anlar olur. Yaşantılar kısa süreli farkındalıklar yaşatsa da değişim ajanı olmaktan uzaktır...
Bir yol hikayesi
Yaşam bütün ritmi ile çok hızlı akar. Bir anda kendini 58 yaşında bulursun. Bazen hayatı gözden geçirdiğin anlar olur. Yaşantılar kısa süreli farkındalıklar yaşatsa da değişim ajanı olmaktan uzaktır...
Zaman yaşamın düşmanı gibidir. Başlangıcı, büyümesi ve sonu olan bir hikaye gibi. Bazen bir anda herşeyi bırakıp gidesin gelir. Hayaller kurarsın. Bir ege kasabasına yerleşmek, orada toprağı ekmek, gündüzleri kitap okumak ve denize girmek. Birde yanında sevdiğin olursa değme gitsin. Ancak bunun bir fantezi olduğunu farkettiğin anda işine geri dönersin ve bu hayallerin emeklilik planlarının içinde yerini alır.
Peki hayallerimizi ertelemeden küçük molalarla gerçekleştirme şansımız olabilir mi?
Vakit yok abi, nakit zaten yok seslerini duyar gibiyim.
Whatsapda bir kardeşler grubumuz var. Mithat 1988 yılında Ankara’da bekar evinde kalan arkadaşlardan oluşan grubu bir sene önce kurdu. Geçen yıl ilkini yaptığımız 6 kişilik buluşmanın ikincisini bu yıl Eylül ayında yapmaya karar verdik. İstikamet Antalya Kemer. Arkadaşım Fatih bizi misafir edecek. 20 yaşların anılarına dönerek ve birlikte çocuklaşacağız...
Önce 5 kişi kaldık, sonra 4 kişi, sonra 3 ve en sonunda bizi misafir edecek arkadaşım Fatih ve ben. Bütün planlar alt üst olmuş gibiydi. Arkadaşıma telefon açtım seni bekliyorum sözlerine çok sevindim. Sonrası motorsikletimin yan çantalarının konulması ve yola çıkmam. 10 günlük yolculuğum başladı. Bu sürenin 3 günü Kemer-Antalya içindi. Kalan günlerimde ne yapacaktım?
Sabah büyük bir heyecanla kalktım. Yalnızlıkla başaçıkabilme hayallerimle motorsikletimin selesine oturdum. Nereye gideceğimi bilmiyordum. Gemini (yapay zeka) yolda gezilecek yerler konusunda bana bilgi verdi. İlk durak Bilecik. Daha önce kenarından geçtiğim ama içine girmediğim bir şehrimiz.
Bilecik, Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşuna ev sahipliği yapmış, tarihi ve kültürel zenginlikleriyle öne çıkan önemli şehirlerimizden biridir.
İlk mola Şeyh Edebali türbesi oldu. Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş fikrinin temellerinin atıldığı, Osmanlı'nın kuruluşunda büyük rol oynayan İslam alimi ve Osman Gazi'nin kayınpederi Şeyh Edebali. Şehrin merkezine hakim bir tepede, bir vadi manzarasının içinde yer alan bir kabir.
Şeyh Edebali Türbesi külliyesinin hemen yakınında yer alan, Osmanlı Devleti'ni kuran ve yöneten tüm padişahların dönemlerini kronolojik olarak tanıtan özel bir sergi alanı vardı. Osmanlı tarihine mercek tutan heykeller, belgeler ve bilgilendirme panolarına göz attım.
Bu sergi alanının yanındaki çay bahçesinde çayımı içmeden gitmek olmazdı.
Motoruma bindiğimde nereye gideceğime karar verememiştim. Hadi bakalım güzergah Salda gölü olsun dedim. Anda kalmak denilen bir kavram vardır. O aslında dünya umrumda değil anlamına gelmez.
Anda kalmak ne yapıyorsan onun içinde olmaktır. Yolda fikrim değişti ve bir gece konaklamalı Eskişehir beni kucakladı. Akşamına bir dost sofrası misali bir tanıdıkla kahve içmeden olmazdı. Keyifli bir sohbet bize eşlik etti. Sonrası biraz porsuk çayının kenarında yürüme ve uyku.
Ertesi gün olmuştu, Frig vadisi merak ettiğim yerlerden biriydi.
Frig Vadisi'ni keşfetmek isteyenler için oluşturulmuş, uluslararası standartlarda işaretlenmiş yaklaşık 506 kilometrelik bir yürüyüş ve bisiklet rotasıdır. Ankara (Gordion), Afyonkarahisar, Kütahya ve Eskişehir hatlarını birbirine bağlar. Benim buna ne vaktim vardı, ne de enerjim.
Frig Vadisi (veya yaygın bilinen adıyla Dağlık Frigya), yaklaşık 3.000 yıl önce Frig Uygarlığı'nın ev sahipliği yaptığı, adeta açık hava müzesini andıran tarihi ve coğrafi bir bölgedir.
Tek bir vadi yerine; Afyonkarahisar, Eskişehir ve Kütahya il sınırları içine yayılan, derin vadiler ve volkanik tüf kayalarla kaplı geniş bir coğrafi alanı kapsar. "Türkiye’nin ikinci Kapadokya’sı" olarak da anılan bölge, kayalara oyulmuş anıt mezarları, tapınakları, peribacaları ve antik yolları ile dikkat çeker.
Benim yolum Ayazini Köyüne düştü. Bölgenin kalbinin attığı yerlerden biridir. Kayalara oyulmuş katlı yerleşim yerleri, kiliseler (Ayazini Kilisesi), kaya mezarları ve manastırları ile büyüleyici bir atmosferi vardı.
Yazılıkaya (Midas Şehri): Frig Vadisi'nin en önemli ve en bilinen merkezidir. Metrelerce yüksekliğindeki görkemli Midas Anıtı (Yazılıkaya), üzerindeki Frigçe yazıtlar ve kabartmalarla büyüleyiciydi.
Yürüyüş öncesinde motorsikletimi park ettim. İki ablanın işlettiği ve içtenlikle hizmet verdikleri küçük bir çay bahçesinde soda ve çayım geldi. Sohbet koyuydu, bu içten ve misafirperver insanlarla saatin nasıl geçtiğini farketmedim.
Ablanın oğlu ile onun öğretmenini ve benim ilkokul öğretmenini çekiştirdik. İkimizin de olumlu anıları yoktu açıkçası. Ablaların tavsiyesi üzerine Han yeraltı şehrine rotayı çevirdim. Görmeden olmazdı.
Doğrusunu isterseniz Han Yeraltı Şehrini gezmek biraz dar ve basık kanalar nedeni ile boğucuydu.
Yolcu yolunda gerekti.
Sonrasında artık Salda zamanı dedim. Ancak Frig vadisi çok zamanımı almıştı ve çok yorgundum. Bir anda kilometreler gözümde hem büyüdü hem küçüldü...
Salda mı? Denizli Pamukkale mi? Derken bir anda kendimi gece 00.30 civarında arkadaşımın Kemerdeki evinde buldum. Havai fişek, konfeti ile karşılandığımı söyleyemem.
Ancak, balkona hazırlanmış meyve tabağı, çerezler ve soğuk bira bana bakıyordu. Tabi ki sıcak bir gülümseme ve sarılış. Derin bir sohbetten sonra uyku zamanı. 3 gün rüya gibi geçti. Bir gün teknede yüzme, ertesi gün tekne ile balığa çıkma. Sanki Fatih’in tekneleri bana seferber edilmiş gibiydi.
Sonraki gün ise fotoğraf sanatçısı çocukluk arkadaşım Erkan ile Olympos’ un tarihi dokusu içinde deniz keyfi. Akşamına ise onun fotoğraf çekimlerinin olduğu oldukça havalı bir otelde misafir edilmem.
Ertesi gün Seferihisar beni bekliyordu. 550 km lik bir yolum vardı. Annem, anne yarısı teyzem, ablam, yiğenim ve sevgilisi, arkadaşımız Zuhal. Öncesinde Aydın’a babamın aile dostunun oğlu olan Özgür abiyi aradım ve bir mola vermek ve onları ziyaret etmek istedim.
Bir anda Nazilli’den geçerken doğduğum hastaneyi görme isteği duydum. Nazilli Sosyal Sigortalar Kurumu hastanesinde doğmuşum. Hastanenin yerinde yeller esiyordu.
Yerine bir diş hastanesi yapılmıştı. Hayalkırıklığı yaşadığımı içtenlikle söyleyebilirim. Bütün tarihi binaların yerine yenilerinin yapılması biraz canımı sıkıyordu. Bu durum ülkeme ve kendime yabancılaşma hissimi arttırdı.
Aydın’da mola: Sıcak bir karşılanış, çay, börek ve bir saatlik uyku. Demir almak zamanı gelmişti limandan. Özgür abi ve Hülya abla ile çocuklarına sarıldım.
Dinlenmiş bedenimle kendimi Ömür beldesinde buldum. Ailemle geçecek üç koca günüm vardı. Sohbetler, yemekler, çaylar, çorbalar, meyveler. Dedikodular ve gülme krizleri. Sonrasında artık dönme vakti. Şimdi İstanbulda’yım.
Son söz: Baki kalan şu kubbede hoş bir seda.